Ana Sayfa Kategoriler Giriş CANLI YAYIN
UYGULAMA MENÜSÜ
SON DAKİKA
11:18 ​Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un Ölümünde Kritik Duruşma: 11:18 Bakırköy Belediyesi'ne "İhale ve İrtikap" Operasyonu: 68 Şüpheli Hakkında Gözaltı Kararı! 11:18 Yeni Nesil Suç Ağlarına Darbe: 30 İlde "Daltonlar" Operasyonu! 30’u Çocuk 85 Gözaltı 11:18 Meclis’te Yoğun Mesai Başlıyor: 2027 Yılı Bütçe Maratonu ve Kritik Anlaşmalar Gündemde 11:18 İkinci El Otomobilde Sert Fren
Live Animation
CANLI YAYIN
SON DAKİKA
SESİ AÇMAK İÇİN TIKLAYIN

Nedir bu Mekke anlaşması?

Şaban Bozbal

Haber Gönderen Kullanıcı

0 Takipçi
Takip Et
16.10.2026 15:24
1095227 Görüntüleme
0 Yorum
news
Cevap; anlaşmanın içeriğinde, Türkiye'ye sağlayacağı faydalarda ve bölge halklarının hayatında meydana getireceği değişimde aranmalıdır. Mekke'nin adı varsa, kardeşlik de olmalı. Mekke'nin adı varsa, adalet de olmalı.

  Kutsal bir şehrin adı, büyük bir ittifak ve cevabı beklenen sorular… Mekke…

  Milyarlarca Müslümanın kıblesi, gönüllerin yöneldiği mukaddes şehir. İnancın, kardeşliğin, birliğin ve ümmet olma şuurunun sembolü…

  Peki, bugün Mekke adıyla anılan bir savunma anlaşmasını konuşuyorsak, sormamız gereken soru şu: Bu anlaşma gerçekten İslam dünyasının birliğine mi hizmet edecek, yoksa bölgesel güç mücadelesinin yeni bir aracı mı olacak?

  Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik ve savunma iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Üç ülke, ortak güvenlik anlayışı çerçevesinde hareket etmeyi ve savunma alanındaki iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor. Anlaşmanın uygulanmasına yönelik çalışmalar da sürüyor. Ancak Türkiye'de anlaşmanın TBMM onay süreci ve ayrıntıları kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Biz, sorularımızı sormak zorundayız.  

MEKKE'NİN ADI VARSA, ÜMMETİN TAMAMI NEREDE?

  İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri, ortak acılara rağmen ortak hareket edememesidir.

  Gazze'de çocuklar hayatını kaybederken, Filistinliler evlerinden edilirken, Müslüman toplumlar savaşların ve yoksulluğun yükünü taşırken İslam ülkelerinin ne kadar güçlü bir dayanışma ortaya koyabildiği sorgulanıyor.

Şimdi Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında bir savunma anlaşması var.

  Elbette ülkelerin güvenliklerini sağlamak, savunma kapasitelerini geliştirmek ve olası tehditlere karşı iş birliği yapmak en doğal haklarıdır. Türkiye'nin çevresindeki gelişmeleri dikkate alarak güvenlik politikaları oluşturması da anlaşılabilir bir durumdur.

  Fakat mesele yalnızca üç ülkenin askerî gücünü bir araya getirmesi değildir.

Mesele, bu iş birliğinin daha geniş bir barışa, adalete ve Müslüman halkların güvenliğine nasıl katkı sunacağıdır.

  Peki ya diğer Müslüman ülkeler?İslam dünyasının farklı bölgelerinde yaşanan krizler karşısında ortak bir siyasi irade ortaya konulabilecek mi? Filistin meselesinde, insani yardımlarda ve bölgesel çatışmaların önlenmesinde bu birliktelik ne kadar etkili olacak?

  Mekke'nin adı kullanılıyorsa, beklenti de sıradan bir askerî iş birliğinin ötesinde olacaktır.

ANLAŞMANIN ADI DEĞİL, İÇERİĞİ ÖNEMLİ

  Bir anlaşmaya kutsal bir şehrin adını vermek, o anlaşmayı kendiliğinden kutsal bir amaca hizmet eder hâle getirmez.İsimler önemlidir; ancak isimlerden daha önemli olan, ortaya konulan irade ve sonuçlardır.

  Mekke adı insanlarda kardeşlik, dayanışma ve birlik duygusu uyandırıyorsa, bu anlaşmanın da söz konusu değerlerle uyumlu bir çizgide ilerlemesi beklenir.

  Burada sorulması gereken sorular açık:Anlaşmanın bütün hükümleri kamuoyuna ne ölçüde açıklanacak?

Türkiye'nin hangi şartlarda ve hangi karar mekanizmalarıyla ortak savunma yükümlülüğü üstleneceği nasıl belirlenecek?

Türkiye'nin askerî, siyasi ve ekonomik sorumluluklarının sınırları neler olacak?

Anlaşma, bölgesel krizleri önlemek için mi kullanılacak, yoksa Türkiye'yi istemediği çatışmaların içine çekebilecek riskler mi doğuracak?

TBMM'nin denetimi ve milletin bilgi edinme hakkı nasıl güvence altına alınacak?

  Bunlar anlaşmaya karşı çıkmak için sorulan sorular değildir. Tam tersine, milletin geleceğini ilgilendiren bir konuda sağlıklı karar verilebilmesi için cevaplanması gereken sorulardır.

  Devlet yönetiminde güvenlik   kadar şeffaflık, dayanışma kadar hesap verebilirlik de önemlidir.

TÜRKİYE'NİN MENFAATİ HER ŞEYDEN ÖNCE GELİR

  Türkiye, köklü devlet geleneği, askerî kapasitesi ve diplomatik ağırlığıyla bölgesinde önemli bir ülkedir.

Böyle bir ülkenin kuracağı her uluslararası ortaklık, kendi millî menfaatleri açısından değerlendirilmelidir.    Türkiye'nin dostlarıyla iş birliği yapması değerlidir; ancak bu iş birliğinin şartları, yükümlülükleri ve muhtemel sonuçları da açıkça ortaya konulmalıdır.

  Hiç kimse Türkiye'nin güvenliğini tehlikeye atacak bir belirsizliği savunmamalıdır.

Hiç kimse milletin geleceğini ilgilendiren kararların yalnızca güzel isimler ve büyük siyasi söylemler üzerinden tartışılmasını yeterli görmemelidir.

  Bir anlaşma Türkiye'ye güvenlik, caydırıcılık, teknoloji ve savunma sanayisi alanlarında katkı sağlıyorsa bunun somut biçimde gösterilmesi gerekir.

Aynı şekilde, anlaşmanın doğurabileceği riskler de dürüstçe anlatılmalıdır.

Çünkü mesele yalnızca bugünün siyasi gündemi değildir. Mesele, yarın Türkiye'nin karşılaşabileceği şartlar ve bu şartlarda hangi yükümlülükleri üstlenmiş olacağıdır.

PEKİ, İSLAM DÜNYASININ BİRLİĞİ NASIL SAĞLANACAK?

  İslam dünyasının birliğini yalnızca askerî anlaşmalarla kurmak mümkün değildir.

Birlik; adalette, ekonomik dayanışmada, eğitimde, bilimde, teknolojide, ticarette ve mazlumların yanında durabilmekte kendini gösterir.

Müslüman ülkeler kendi aralarında ticareti geliştiremiyorsa, ortak ekonomik projeler üretemiyorsa, kriz yaşayan toplumlara kalıcı çözümler sunamıyorsa yalnızca savunma başlığı altında bir araya gelmeleri yeterli olmayacaktır.

Elbette savunma iş birliği bu tablonun önemli bir parçası olabilir. Fakat hedef daha büyük olmalıdır.

  Öyle bir iş birliği kurulmalıdır ki savaş ihtimali azalsın, ülkeler arasındaki güven artsın, siviller korunsun ve bölge halkları geleceğe daha güvenle bakabilsin.

  Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan mekanizma bu yönde somut sonuçlar üretirse, yalnızca üç ülke için değil, daha geniş bir coğrafya için de anlam kazanabilir.Ancak bunun gerçekleşmesi, anlaşmanın adından çok uygulamasına bağlıdır.

SON SÖZ: MEKKE'NİN ADINA LAYIK BİR DAYANIŞMA OLSUN

  Benim itirazım, ülkelerin güvenlik amacıyla bir araya gelmesine değil; büyük sözlerin somut sonuçlarla desteklenmemesi ihtimalinedir. Mekke'nin adı, siyasi tartışmalarda kolayca kullanılabilecek sıradan bir isim değildir. Bu ad, milyonlarca insanın inancında ve hafızasında özel bir yere sahiptir.

  Öyleyse bu adla kurulan bir ittifakın hedefi de açık olmalıdır: Güvenlik, barış, adalet ve gerçek dayanışma…

Türkiye'nin menfaatlerini koruyan, milletin denetimine açık, yükümlülükleri anlaşılır ve bölgesel barışa katkısı ölçülebilir bir yapı ortaya konulmalıdır.

  Şunu da unutmamak gerekir: İslam dünyasının birliği, sadece ortak tehditler karşısında değil, ortak değerler etrafında da kurulmalıdır.

  Nedir bu Mekke Anlaşması?

  Bu sorunun cevabı, yalnızca imzaların atıldığı günle ya da verilen siyasi mesajlarla sınırlı kalmamalıdır. 

Cevap; anlaşmanın içeriğinde, Türkiye'ye sağlayacağı faydalarda ve bölge halklarının hayatında meydana getireceği değişimde aranmalıdır.

Mekke'nin adı varsa, kardeşlik de olmalı.

Mekke'nin adı varsa, adalet de olmalı.

Mekke'nin adı varsa, mazlumların umudu da olmalı.

Ve en önemlisi, Türkiye'nin menfaatleri ile milletin geleceği her türlü siyasi gösterinin üzerinde tutulmalıdır.

Çünkü bir anlaşmayı değerli kılan, adı değil; insanlığa, millete ve geleceğe ne kazandırdığıdır.

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

Yorum Yazın

SIRADAKİ HABERLER

- REKLAM -