Ana Sayfa Kategoriler Giriş CANLI YAYIN
UYGULAMA MENÜSÜ
SON DAKİKA
10:37 Bakırköy Belediyesi'ne "İhale ve İrtikap" Operasyonu: 68 Şüpheli Hakkında Gözaltı Kararı! 10:37 Yeni Nesil Suç Ağlarına Darbe: 30 İlde "Daltonlar" Operasyonu! 30’u Çocuk 85 Gözaltı 10:37 Meclis’te Yoğun Mesai Başlıyor: 2027 Yılı Bütçe Maratonu ve Kritik Anlaşmalar Gündemde 10:37 İkinci El Otomobilde Sert Fren 10:37 Direksiyonu Kilitlenen Otomobil Zincirleme Kazaya Neden oldu
Live Animation
CANLI YAYIN
SON DAKİKA
SESİ AÇMAK İÇİN TIKLAYIN

Muhsin Yazıcıoğlu; İz Bıraktı,geçti.

Şaban Bozbal

Haber Gönderen Kullanıcı

0 Takipçi
Takip Et
24.10.2026 08:41
1165709 Görüntüleme
0 Yorum
news
Bugün onu hatırlayanlar, kendi dünyalarında farklı bir Muhsin Başkan hatırası taşıyor. Kimi onun sözlerini, kimi fotoğraflarını, kimi yaşanmışlıkları, kimi de 25 Mart 2009'un ardından kalan hüznü hatırlıyor.

   Bazı insanlar vardır; bu dünyaya gelir, yaşar ve sessizce çekip gider. Ardından birkaç hatıra, birkaç fotoğraf ve zamanla unutulan birkaç söz kalır.  Bazı insanlar ise, aradan yıllar geçse de isimleri anıldığında yüreklerde bir şeyler kıpırdar. Bir fotoğrafları çıkar karşınıza, bir sözleri hatırlanır, bir hatıraları anlatılır ve sanki hiç gitmemişler gibi yeniden hayat bulurlar.
  İşte Muhsin Yazıcıoğlu, benim gözümde, sevenlerinin gönlünde böyle bir iz bırakan isimlerden biridir.
  O, bu dünyadan geçti. Ardında yarım kalmış hayaller, sevenlerinin özlemi, ailesinin acısı ve yıllar geçse de unutulmayan bir hatıra bıraktı. Bugün onu anan insanların gözlerinde bazen bir özlem, bazen bir hüzün, bazen de geçmişe duyulan derin bir hasret görmek mümkündür.
  Çünkü bazı kayıplar vardır ki takvim yaprakları değiştikçe küçülmez. Zaman ilerler, hayat devam eder, insanlar günlük telaşlarına döner. Fakat insanın gönlünde taşıdığı bazı hatıralar, yılların ötesine geçerek yaşamayı sürdürür.
Muhsin Başkan'ın ardından yaşananlar da bize insan hayatının ne kadar kırılgan, hatıraların ise ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor.
  İnsan bu dünyadan ne zaman gideceğini bilemez. Ama nasıl hatırlanacağını, yaşarken bıraktığı izlerle şekillendirir.Bir ömür, bir yolculuk, bir hatıra…
  Hayat dediğimiz şey, aslında uzun bir yolculuktan ibarettir. Bu yolculukta kimi insanlarla karşılaşır, kimileriyle dost olur, kimilerini uzaktan tanır, kimilerini ise hiç görmeden gönlümüzde bir yere koyarız.
Bazen bir insanı yakından tanımadan da onun hayat hikâyesinden etkileniriz. Söyledikleri, yaptıkları, yaşadıkları ve başından geçenler bizde bir düşünce oluşturur. Onun hayatından kendimize dersler çıkarır, kendi yolculuğumuzu yeniden sorgularız.
  Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatı da pek çok insan için böyle bir anlam taşıyor.
Onu sevenler, kendisinde gördükleri özellikleri ve hatıralarını yıllardır anlatıyor. Kimileri onun sözlerini hatırlıyor, kimileri fotoğraflarına bakıyor, kimileri de onunla ilgili anılarını gelecek nesillere aktarmaya çalışıyor.
  Bütün bunlar bize bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan hayatı yalnızca doğumla ölüm arasındaki yıllardan ibaret değildir. Bir insanın hayatı, kendisinden sonra başkalarının hafızasında yaşamaya devam edebilir.
Elbette her insanın kendine özgü bir hikâyesi vardır. Herkes aynı şekilde düşünmez, aynı duyguları paylaşmaz, aynı insanları kendisine yakın hissetmez. Fakat bir insanın ardından yıllarca süren özlem, onun sevenleri için taşıdığı anlamın güçlü bir göstergesidir.
  Muhsin Yazıcıoğlu'nun ismi de bugün pek çok insan için yalnızca geçmişte kalmış bir isim değildir. Onu hatırlatan her söz, her fotoğraf ve her anı, yaşanmış bir dönemin kapısını yeniden aralamaktadır.
  Bazı tarihler vardır ki takvimde sıradan bir gün gibi görünür ama insanların gönlünde derin bir iz taşır.
25 Mart 2009, Muhsin Yazıcıoğlu'nu sevenler için işte böyle bir tarihtir.
Bir helikopter kazasında hayatını kaybeden Yazıcıoğlu'nun ardından büyük bir üzüntü yaşandı. Sevenleri, yakınları ve onu hayatının bir döneminde kendisine yakın hisseden insanlar, bu kaybın acısını farklı şekillerde yaşadı.
   O gün yaşananlar, yalnızca bir insanın hayatının sona ermesi değildi. Birçok insanın hafızasında yer etmiş bir ismin artık aramızda olmayacağının kabullenilmesiydi.
  Ölümün en zor taraflarından biri de budur. İnsan, birinin artık geri dönmeyeceğini bilir ama zihni bir süre daha onun varlığına alışkanlıkla yer açar.
  Bir telefon gelecekmiş gibi beklersiniz. Bir kapı açılacakmış gibi düşünürsünüz. Bir ses duyacakmış gibi olursunuz. Sonra gerçek, bütün ağırlığıyla yeniden karşınıza çıkar.
  Artık o insan yoktur.Geriye fotoğraflar, anılar, anlatılan hikâyeler ve insanın kendi içinde yaşattığı özlem kalır.
Yıllar geçse de bazı insanların adı anıldığında gözlerin dolması bundandır. Çünkü özlem, yalnızca birini yeniden görmek istemek değildir. Onunla birlikte yaşanmış günleri, duyguları ve artık geri gelmeyecek zamanları da özlemektir.
Muhsin Yazıcıoğlu'nu sevenlerin hafızasında 25 Mart'ın ayrı bir yeri olması, bu insani duygunun bir parçasıdır.
  Hayatın en acı gerçeklerinden biri, çoğu zaman elimizde olanın değerini onu kaybettikten sonra daha iyi anlamamızdır.
Yanımızda bulunan insanların varlığını sıradanlaştırırız. Seslerini duymayı, yüzlerini görmeyi, onlarla sohbet etmeyi günlük hayatın doğal bir parçası sayarız. Oysa bir gün gelir, o sıradan sandığımız anların ne kadar kıymetli olduğunu anlarız.
Birlikte içilen bir çay, edilen bir sohbet, paylaşılan bir gülümseme, insanın hafızasında yıllarca yaşayabilir.
  Bazen bir insanın söylediği tek bir cümle, yıllar sonra bile yolumuzu aydınlatır. Bazen bir davranışı, hayatımız boyunca unutamayacağımız bir ders olur. Bazen de hiç önemsemediğimiz bir anı, o insanın ardından en değerli hatıramıza dönüşür.
Bu nedenle insanın yaşarken birbirinin kıymetini bilmesi gerekir.
  Kırıcı olmadan konuşmak, karşımızdakini dinlemek, haksızlık karşısında duyarlı olmak, ihtiyaç sahibine yardım etmek ve sevdiklerimize sevgimizi göstermek için yarını beklememeliyiz.
  Çünkü yarın, her zaman bizim olmayabilir.Bugün söyleyebileceğimiz güzel bir söz varsa söylemeliyiz. Bugün gönlünü alabileceğimiz biri varsa gönlünü almalıyız. Bugün yardım edebileceğimiz bir insan varsa elimizi uzatmalıyız.
  İnsanın arkasında bırakabileceği en güzel miras, başkalarının hayatına kattığı iyiliklerdir.
  Bir fotoğraf, insanın yüzünü gösterir ama hayatının tamamını anlatamaz.O fotoğrafın çekildiği gün neler yaşandığını, insanın içinden neler geçtiğini, hangi hayalleri kurduğunu, hangi zorluklarla mücadele ettiğini bilemeyiz.
  Fotoğraflar zamanı durdurur gibi görünür. Oysa zaman durmaz. Fotoğraftaki insanlar yaşlanır, hayat değişir, yollar ayrılır. Bir zamanlar birlikte gülümseyen insanlar, yıllar sonra birbirlerini yalnızca bir fotoğrafın içinden hatırlayabilir.
  Muhsin Yazıcıoğlu'nun fotoğraflarına bakarken de insan bunları düşünmeden edemiyor.
  Bir yüz, bir bakış, bir gülümseme…Bunların her biri, sevenleri için farklı bir anlam taşıyabilir. Kimi bir konuşmasını hatırlar, kimi bir anısını anlatır, kimi de sessizce fotoğrafa bakarak kendi düşüncelerine dalar.
Belki de hatıraların en dokunaklı yanı budur: Herkes aynı insana bakar ama herkes kendi yaşadığı duyguyu görür.
  Birinin özlemi, diğerinin çocukluğuna veya gençliğine uzanır. Birinin hatırladığı olay, diğerinin hayatında bambaşka bir anlam taşır.
  Ve bütün bu farklı duygular, ortak bir noktada buluşur: Geçmişte yaşananların artık geri getirilemeyeceği gerçeğinde.
  Fakat hatıraları yaşatmak mümkündür. İnsan, geçmişi değiştiremez ama geçmişten aldığı dersleri bugünün hayatına taşıyabilir.
  Dünyaya gelirken hiçbirimiz yanımızda bir şey getirmiyoruz. Giderken de hiçbir şeyi yanımızda götüremiyoruz.Ne mal mülk, ne makam, ne şöhret, ne de insanların önünde sahip olduğumuzu düşündüğümüz ayrıcalıklar…
  Bir gün bütün bunlar geride kalıyor.İnsan hayatının sonunda, kendisi için biriktirdiği şeylerden çok, yaşarken neler yaptığı üzerine düşünülmesini istiyor. İyiliğiyle mi hatırlanacak, kırdığı kalplerle mi? Yardım ettiği insanlarla mı anılacak, yoksa ardında bıraktığı kırgınlıklarla mı?
 Önemli olan, insanın bu yolculukta nasıl bir iz bıraktığına dikkat etmesidir.
Bazen küçücük bir iyilik, yıllarca unutulmaz. Bazen bir özür, yıllardır taşınan bir yükü hafifletir. Bazen bir insanın yanında bulunmak, onun hayatında unutulmayacak bir anlam taşır.
  Bu yüzden insanın hayatı boyunca kendisine sorması gereken sorulardan biri şudur:Ben bu dünyadan ayrıldığımda, arkamdan hangi hatıramın yaşamasını isterim?
  Bu soru yalnızca büyük isimlere değil, hepimize aittir.Çünkü herkes kendi çevresinde bir iz bırakır. Bir anne çocuğunun gönlünde, bir baba ailesinin hafızasında, bir dost arkadaşının anılarında yaşamaya devam eder.
Bazen büyük işler yapmadan da güzel bir iz bırakabilirsiniz. Dürüst olmak, sözünde durmak, insanları incitmemeye çalışmak ve ihtiyaç duyana destek olmak bile bir insanın hatırlanması için yeterlidir.
  Özlem, zamanla kaybolmayan bir duygudur
İnsan bazen birini yıllarca görmez ama onu unutmaz. Bazen bir insanın sesini duymayalı çok zaman geçmiştir; yine de bir sözünü hatırladığında sanki dün konuşmuş gibi hisseder.
Özlem, takvimle ölçülebilen bir duygu değildir.
  Kimi insan kaybını içine atar, kimi konuşarak hafifletmeye çalışır, kimi fotoğraflara bakar, kimi dualarında anar. Herkesin acısıyla baş etme biçimi farklıdır.
  Muhsin Yazıcıoğlu'nu sevenler de yıllardır onu farklı şekillerde hatırlıyor. Onunla ilgili anılar anlatılıyor, fotoğrafları paylaşılıyor, adı çeşitli vesilelerle anılıyor.
Bu hatırlayışın arkasında, insanın sevdiği birini kaybettikten sonra onunla kurduğu bağı başka bir biçimde sürdürme ihtiyacı vardır.
  Çünkü ölüm, insanın fiziksel varlığını sona erdirir; fakat geride kalanların hafızasında oluşan bütün duyguları bir anda yok etmez.Bir insanın bıraktığı iz, onu hatırlayanların hayatında yaşamayı sürdürür.
  Yıllar sonra bir çocuk, ailesinden duyduğu bir hikâyeyle bir ismi tanır. Bir genç, eski bir fotoğrafın altındaki yazıyı okur. Bir insan, geçmişten kalan bir sözü yeniden keşfeder.
Böylece hatıralar, bir kuşaktan diğerine aktarılır.
Belki de insanın bu dünyada bırakabileceği en anlamlı izlerden biri budur: Kendisini hiç tanımamış insanların bile adını ve hikâyesini öğrenmesine vesile olmak.
  İnsanların ardından konuşurken dikkatli olmak gerekir. Çünkü hayatını tamamlamış bir insan artık kendisini anlatamaz, yanlış anlaşıldığını düşündüğü bir sözü açıklayamaz veya yarım kalmış bir konuşmayı tamamlayamaz.
  Bu nedenle geçmişte yaşamış insanları değerlendirirken hem hatıralara hem de gerçeğe saygı duymalıyız.Sevmek, insanı kusursuz görmek değildir. Bir insanın hayatından etkilenmek, onun her davranışını sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmez. Aynı şekilde bir insanın eksiklerini görmek de hayatında değerli olan hiçbir şey bulunmadığı anlamına gelmez.
İnsanı bütün yönleriyle değerlendirebilmek, olgunluğun bir parçasıdır.
  Muhsin Yazıcıoğlu'nun hatırasını yaşatmak da onun hayatını yalnızca birkaç cümleye sığdırmaktan ibaret olmamalıdır. Onun hayat hikâyesi, kişiliği ve bıraktığı izler, onu tanıyanların anıları ve güvenilir bilgiler ışığında gelecek nesillere aktarılmalıdır.
  Böylece hatıralar yalnızca duygusal bir özlem olarak kalmaz; aynı zamanda geçmişi anlama ve insan hayatının değerini kavrama fırsatına dönüşür.
  Bir insanı anmanın en güzel yollarından biri, onun ardından söylenen sözlerin samimiyetini davranışlarımızla da gösterebilmektir.İnsanlardan geriye kalan hatıraları yaşatırken birbirimize karşı daha anlayışlı, daha merhametli ve daha dikkatli olmayı öğrenebiliriz.
Çünkü güzel hatıralar, yalnızca geçmişe ait değildir. Gelecekte nasıl insanlar olmak istediğimizi de şekillendirir.
  Bir insanın ardından kalan yalnızca eşyaları, fotoğrafları veya yazılı belgeleri değildir. Onun yokluğuyla değişen hayatlar, tamamlanamayan sohbetler ve zaman zaman yeniden canlanan duygular da geride kalır.
  Ailesi için başka, dostları için başka, onu uzaktan tanıyanlar için bambaşka bir anlam taşır.Herkes, kendi hayatındaki yerinden bakar giden insana.
  Bu yüzden bir insanın ardından tutulan yasın, duyulan özlemin veya anlatılan hatıraların tek bir ölçüsü yoktur.
  Muhsin Yazıcıoğlu'nun ardından geçen yıllar da bunu gösteriyor. Onu sevenler için bu yıllar, bir yandan hayatın devam ettiğini, diğer yandan bazı hatıraların zamanla silinmediğini anlatıyor.
Belki insanın hayatında en zor kabullendiği gerçeklerden biri şudur: Hayat, en değerli bulduğumuz insanları kaybettiğimizde bile devam eder.
  Sabah olur, güneş doğar, sokaklar kalabalıklaşır, insanlar işlerine gider. Dünya kendi düzeninde dönmeyi sürdürür.Ama bir insanın içindeki dünya değişmiştir.
İşte bu yüzden, hayattayken birbirimize karşı daha duyarlı olmamız gerekir. Bir insanın ne yaşadığını, hangi yükleri taşıdığını, hangi acıları içinde sakladığını her zaman bilemeyiz.
Bazen bir tebessümün ardında büyük bir yorgunluk, bazen sessizliğin ardında anlatılamayan bir hikâye vardır.
  Birbirimizi anlamaya çalışmak, belki de insan olmanın en önemli sorumluluklarından biridir.
  Son söz:Muhsin Yazıcıoğlu iz bıraktı, geçti…Aradan yıllar geçti. Takvimler değişti, insanlar değişti, hayat kendi akışında devam etti. Fakat onun adını sevenlerinin gönlünden silmek mümkün olmadı.
  Bugün onu hatırlayanlar, kendi dünyalarında farklı bir Muhsin Başkan hatırası taşıyor. Kimi onun sözlerini, kimi fotoğraflarını, kimi yaşanmışlıkları, kimi de 25 Mart 2009'un ardından kalan hüznü hatırlıyor.
  Bütün bu duyguların ortak noktasında insan hayatının geçiciliği ve hatıraların kalıcılığı bulunuyor.Bir gün hepimiz bu yolculuğu tamamlayacağız. Ardımızda bıraktığımız evler, eşyalar, biriktirdiğimiz paralar ve sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şey geride kalacak.
  Fakat birine verdiğimiz destek, bir gönülde bıraktığımız sevgi, bir çocuğa öğrettiğimiz iyilik ve bir insanın hayatına kattığımız güzellik yaşamaya devam edebilecek.
  Öyleyse mesele yalnızca yaşamak değil, yaşarken neyi çoğalttığımızdır.
Sevgiyi mi, kırgınlığı mı?
Merhameti mi, öfkeyi mi?
İyiliği mi, bencilliği mi?
Bunların cevabını her insan kendi hayatında aramalıdır.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun hatırasını düşünürken benim aklımda kalan da budur: İnsan ömrü sınırlıdır ama insanın bıraktığı iz, kendisinden sonra da yaşayabilir.
  Bir insanı yıllar sonra hâlâ hatırlıyorsak, onunla ilgili anlatacak bir hikâyemiz varsa, adı geçtiğinde içimizde bir duygu uyanıyorsa geçmiş bütünüyle geride kalmış değildir.Çünkü hatıralar, zamanın silemediği izlerdir.
Muhsin Yazıcıoğlu iz bıraktı, geçti…
  Kimi insanlar gelir ve gider. Kimi insanlar ise gittikten sonra bile hatırlanmaya devam eder.Bir fotoğrafta, bir sözde, bir anıda, bir duada…
  Ve yıllar sonra bile insanın zihninde aynı düşünce belirir:Dünya bir misafirhane, ömür kısa bir yolculuk… Asıl mesele ne kadar yaşadığımız değil, bu dünyadan geçerken gönüllerde nasıl bir iz bıraktığımızdır.
Sağlıcakla kalın.

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

Yorum Yazın

SIRADAKİ HABERLER

- REKLAM -