Neden Okullar Hedefte??
Bir ülkenin geleceğini anlamak istiyorsanız, okullarına bakın.
Çünkü okul yalnızca çocukların ders gördüğü bir bina değildir. Okul; toplumun geleceğinin şekillendiği, çocukların hayata hazırlandığı, öğretmenlerin bilgi ve tecrübelerini yeni nesillere aktardığı en önemli kurumlardan biridir.Bu nedenle bugün sormamız gereken çok önemli bir soru var:
Neden okullar hedefte?
Bu soruyu yalnızca güvenlik penceresinden değerlendirmek büyük bir eksiklik olur.Mesele; aileden devlete, öğretmenden öğrenciye kadar uzanan geniş bir sorumluluk alanıdır.
Fakat burada çok net bir ayrım yapmak gerekir:
Çocuğun güvenliğini sağlamak devletin asli görevlerinden biridir. Çocuğun yetişmesi, davranışlarının takibi ve eğitimi ise aile ile okulun ortak sorumluluğudur.
Bu ikisini birbirine karıştırırsak gerçek sorunu çözemeyiz.
OKUL GÜVENLİ DEĞİLSE EĞİTİM DE GÜVENDE DEĞİLDİR
Bir anne sabah çocuğunu okul kapısından içeri bırakırken aklında tek bir düşünce olmalıdır:
“Çocuğum eğitim alacak ve sağ salim evine dönecek.”
Bir babanın beklentisi de bundan farklı değildir.
Çocuk okuluna giderken korkmamalı.Öğretmen sınıfa girerken kendisini tehdit altında hissetmemeli.
Veliler okul kapısında güvenlik endişesi yaşamamalı.
Okul çevresinde çocukların güvenliğini tehdit eden unsurlar varsa bunlar görmezden gelinmemelidir.
Çünkü okulda yaşanan güvenlik sorunu sadece o günün problemi değildir.
Bugün bir öğrencinin yaşadığı korku, yarının psikolojik ve sosyal sorununa dönüşebilir.
Bugün öğretmene yönelik bir saldırının normalleştirilmesi, yarın öğretmenin sınıfta otoritesinin ve toplumdaki saygınlığının daha fazla tartışılmasına yol açabilir.
Bu nedenle okul güvenliği basit bir güvenlik meselesi değildir.
Bu, doğrudan doğruya geleceğin güvenliği meselesidir.
DEVLETİN SORUMLULUĞU NETTİR
Burada devletin sorumluluğunu özellikle vurgulamak gerekiyor.
Devlet, çocukların eğitim gördüğü kurumların güvenliğini sağlamak zorundadır.
Okulların fiziki güvenliği…
Okul giriş çıkışlarının güvenliği…Okul çevresindeki risklerin denetlenmesi…
Şiddet olaylarına karşı önleyici tedbirler…Çocukların zararlı çevrelerden korunması…Öğretmenlerin görevlerini güven içinde yapabilmesi…
Bunlar kamu otoritesinin sorumluluk alanındadır.
Devlet, “Aile çocuğuna sahip çıksın” diyerek kendi sorumluluğunu başka bir yere devredemez.Çünkü aile çocuğunu okula gönderdiğinde, çocuk belirli saatler boyunca kamusal eğitim sisteminin içinde bulunmaktadır.
Devletin görevi yalnızca çocuğa eğitim vermek değildir.O eğitimin güvenli bir ortamda verilmesini sağlamak da devletin görevidir.Bir okulun kapısından içeri giren çocuk, devletin koruması altındaki eğitim ortamına girmiştir.
Bu nedenle güvenlik konusunda ortaya çıkan ciddi ihmaller yalnızca “aileler daha dikkatli olsun” denilerek geçiştirilemez.
Devlet önleyici olmalıdır.
Sorun ortaya çıktıktan sonra değil, sorun ortaya çıkmadan önce tedbir alınmalıdır.
DEVLET SADECE OLAYDAN SONRA HAREKETE GEÇMEMELİ
Toplum olarak en fazla dikkat etmemiz gereken konulardan biri de budur.
Bir olay yaşanıyor.Haber oluyor.Herkes tepki gösteriyor.Yetkililer açıklama yapıyor.
Bir süre gündem konuşuluyor.Sonra hayat normale dönüyor.
Oysa güvenlik politikası yalnızca olaydan sonra devreye giren bir sistem olmamalıdır.Asıl başarı, olay meydana gelmeden önce gerekli tedbiri almaktır.
Okulların risk analizleri yapılmalı.Okul çevreleri düzenli şekilde denetlenmeli.Şiddet eğilimi gösteren olaylar erken aşamada fark edilmeli.
Çocukların psikolojik ve sosyal sorunlarına ulaşabilecek mekanizmalar güçlendirilmelidir.
Öğretmenlerin karşılaştığı tehditler ciddiye alınmalıdır.
Velilerin şikâyetleri “çocuklar arasında olur böyle şeyler” denilerek küçümsenmemelidir.
Çünkü bazen küçük görülen bir sorun, zamanında müdahale edilmediğinde çok daha büyük bir probleme dönüşebilir.
PEKİ AİLENİN HİÇ Mİ SORUMLULUĞU YOK?
Elbette var.Hem de çok büyük bir sorumluluğu var.
Fakat aile ile devletin görevlerini birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Devletin görevi güvenli eğitim ortamını sağlamaktır.
Ailenin görevi ise çocuğunun gelişimini, davranışlarını ve sosyal çevresini takip etmektir.
Anne-baba çocuğuyla konuşmalı.
Çocuğunun kimlerle arkadaşlık ettiğini bilmeli.
Okulda yaşadığı sorunları dinlemeli.Dijital dünyada neyle karşılaştığını takip etmeli.Şiddeti, zorbalığı ve tehditleri küçümsememeli.
Çocuğunda olağan dışı davranış değişiklikleri gördüğünde bunun üzerine gitmelidir.
Çünkü çocuk sadece okulda yetişmez.Çocuğun karakterinin temelleri öncelikle ailede atılır.
Aile çocuğun ilk öğretmenidir.Bu nedenle anne-baba “Ben çocuğumu okula gönderdim, gerisini okul düşünsün” diyemez.
Ama aynı şekilde devlet de “Çocuk aileden geliyor, ailesi ilgilensin” diyerek sorumluluğunu küçültemez.
SORUMLULUĞU BİRBİRİMİZE ATMAYALIM
Bugün en büyük yanlışlarımızdan biri, sorun çıktığında hemen sorumluyu başkasında aramaktır.
Devlet aileyi suçluyor.
Aile okulu suçluyor.
Okul öğretmeni suçluyor.
Öğretmen sistemi suçluyor.
Sonunda herkes birbirini suçluyor ama çocuk ortada kalıyor.
Oysa çocuğun ihtiyacı suçlu aramak değil, çözüm üretmektir.Devlet kendi görevini yapacak.Aile kendi görevini yapacak.Okul yönetimi kendi görevini yapacak.Öğretmen kendi görevini yapacak. Gerektiğinde sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık, güvenlik ve diğer kamu kurumları sürece dahil olacak.Böylece çocuk tek başına bırakılmayacak.
ÖĞRETMENİ YALNIZ BIRAKAMAYIZ
Bir başka önemli konu da öğretmenlerdir.Öğretmen sadece ders anlatan kişi değildir.Çocuğun davranışındaki değişikliği ilk fark edenlerden biridir.
Bir öğrencinin içine kapanmasıArkadaşlarından uzaklaşması…Şiddete yönelmesi…Zorbalığa maruz kalması…Ailevi veya sosyal sorunlar yaşaması…
Bazen öğretmenin dikkatinden kaçmayabilir.
Fakat öğretmenden her sorunu tek başına çözmesini beklemek de doğru değildir.Öğretmen eğitimcidir.Devlet ise öğretmenin ihtiyaç duyduğu kurumsal desteği sağlamak zorundadır.
Öğretmen tehdit edildiğinde yalnız bırakılmamalıdır.
Şiddete maruz kaldığında “idare et” anlayışıyla karşılaşmamalıdır.
Çünkü öğretmenin güvenliği sağlanmadan eğitim ortamının huzurundan söz etmek kolay değildir.
ÇOCUKLARIN DİJİTAL DÜNYASI DA UNUTULMAMALI
Artık okulun sınırları dört duvardan ibaret değil.
Çocuk okuldan çıktıktan sonra telefonuyla, bilgisayarıyla ve sosyal medya hesaplarıyla başka bir dünyanın içine giriyor.
Siber zorbalık…
Tehdit…
Şiddet içerikleri…
Suça özendiren içerikler…
Çocukların psikolojisini etkileyebilecek görüntüler…
Bunların tamamı ailelerin ve eğitim sisteminin dikkatle takip etmesi gereken alanlar.Burada da yine aynı denge geçerlidir.Devlet gerekli hukuki ve teknik düzenlemeleri yapmakla sorumludur.
Aile ise çocuğunun dijital dünyadaki davranışlarını takip etmek ve onu bilinçlendirmekle sorumludur.Çocuk yalnızca okulda değil, telefon ekranında da eğitilmelidir.
OKULU KORUMAK, GELECEĞİ KORUMAKTIR
Bir okulun kapısına baktığınızda aslında geleceğe bakarsınız.Orada doktor olacak çocuk vardır.
Mühendis olacak çocuk vardır.Öğretmen olacak çocuk vardır.Bilim insanı olacak çocuk vardır.
Belki de ülkenin yarınını yönetecek insan vardır.
O nedenle okullara yönelik her tehdit, aslında geleceğe yönelik bir tehdittir. Çocuklarımızı korkuyla değil, güvenle büyütmeliyiz.
Onlara şiddeti değil, sorun çözmeyi öğretmeliyiz.
Öğretmeni düşman değil, yol gösterici olarak görmeliyiz.Okulu yalnızca sınav başarısının ölçüldüğü bir yer olmaktan çıkarmalı, çocukların güvenli ve sağlıklı bireyler olarak yetiştiği bir yaşam alanı haline getirmeliyiz.
ARTIK BİRİLERİ SORUMLULUK ALMALI
Bu meselede kimse sorumluluktan kaçmamalıdır.
Devlet, güvenliği sağlayacak.
Aile, çocuğuna sahip çıkacak.Okul yönetimi sorunları görmezden gelmeyecek.Öğretmen yalnız bırakılmayacak.
Çocukların sesi duyulacak.
Riskler ortaya çıkmadan önce tedbir alınacak.
Ve en önemlisi, yaşanan her olaydan sonra yalnızca açıklama yapmak yerine neden olduğunu araştıracağız.
Çünkü önemli olan sadece “Ne oldu?” sorusu değildir.
Asıl soru:“Neden oldu ve bir daha olmaması için ne yapacağız?”
İşte devlet yönetiminde, ailede ve eğitim sisteminde asıl sorumluluk burada başlıyor.
SON SÖZ
Çocuklarımızı birbirimize emanet ediyoruz.Aile çocuğunu devlete emanet ediyor.Devlet çocuğu okula emanet ediyor.Okul çocuğu öğretmene emanet ediyor.
Bu zincirin herhangi bir halkası koptuğunda zarar gören yine çocuğumuz oluyor.
Bu nedenle sorumluluğu birbirimizin üzerine atmak yerine, herkes kendi görevini eksiksiz yerine getirmelidir.
Devlet güvenli okul sağlamak zorundadır.Aile çocuğunun eğitimine ve davranışlarına sahip çıkmak zorundadır.Okul sorunları görmezden gelmemelidir.
Öğretmen korunmalı ve desteklenmelidir.
Ve bütün bunların merkezinde çocuk olmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bugün okula giden çocuklarımız değildir.
Mesele, yarın nasıl bir Türkiye'de yaşayacağımızdır.
Okullar güvenli değilse, geleceğimiz güvenli değildir.
Çocuklarımız korkuyorsa, toplum olarak düşünmemiz gereken çok şey var demektir.
Ve unutmayalım:Bir ülkenin geleceği okul sıralarında oturur.O sıraları korumak hepimizin görevidir.Ama herkesin görevi aynı değildir.
Devlet güvenliği sağlamakla, aile ise çocuğunu yetiştirmekle yükümlüdür.
Sorumlulukları birbirine atmak değil, herkesin kendi görevini hakkıyla yapmak zorundayız.
Sağlıcakla kalın.
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
Yorum Yazın
SIRADAKİ HABERLER
Şaban Bozbal YAZARININ DİĞER YAZILARI
Enflasyon düştü mü!
Vatandaş artık sadece rakam istemiyor.Türk insanı ekonomiyi yaşayarak öğreniyor....
Fon Zirvesi Sona Erdi… Şimdi Ne Olacak?
“Ben piyasa riskini mi üstlendim, yoksa denetim eksikliğinin veya hukuka aykırı ...
MANEVİYAT KAYBOLURSA…
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:“Ben dünyaya ne kadar sahip oldum?” değil…“...
GURURLANMA PADİŞAHIM…
Ahmet Karaman
Adı konulmamış bir yazı
Ahmet Aytaç